Hayat, mazeretleri ve kendi içimizde yarattığımız o son derece haklı gerekçeleri büyük bir iştahla yutar ama günün sonunda sadece ortada kalan somut sonuçlara bakar. Karşılaştığımız her pürüzde, tıkanan her projede ya da hayatın bizi zorladığı her dönemeçte önümüze sert bir yol ayrımı konur. Bu ayrım o kadar keskindir ki, ortada gri bir alan, konforlu bir sığınak veya tarafsız bir izleyici koltuğu bulunmaz. Ya elini taşın altına koyup o kördüğümü çözecek planın mimarı olursun ya da sadece seyrederek, şikayet ederek ve suçlu arayarak o sorunun büyümesine, etrafındaki her şeyi tüketmesine sessizce alan açarsın. İşte tam bu yüzden, çözümün bir parçası olmayı reddettiğin her saniye, görünmez bir şekilde o sorunun bizzat kendisi haline gelirsin.
İnsan zihni, sorumluluk almanın getirdiği o ağır baskıdan kaçmak için bazen sessiz kalmanın, olayları uzaktan izlemenin ya da "ben karışmıyorum" demenin güvenli bir liman olduğunu fısıldar. Oysa bu, finansal dünyadan tutun da en insani ilişkilere kadar her alanda karşımıza çıkan en büyük yanılsamadır. Bir problem karşısında pasif kalmak, rüzgarın yönüne göre savrulmayı kabul etmek demektir. Çevresinde sürekli işlerin kötü gittiğinden bahseden, piyasayı, şartları veya geçmişi suçlayan ama düzeni değiştirmek için tek bir tuğla bile koymayan insanların düştüğü tuzak tam olarak budur. Şikayet etmek, insanı eyleme geçme zorunluluğundan kurtaran ucuz bir afyondur. Fakat rasyonel ve sorumluluk sahibi bir akıl bilir ki, masada duran bir borç, yarım kalmış bir tadilat ya da çözülmemiş bir kriz, sen ona müdahale etmediğin sürece kendi kendine yok olmayacaktır. Aksine, senin kararsızlığından ve hareketsizliğinden beslenerek daha da devasa bir yüke dönüşecektir.
Çözümün parçası olmak, her şeyi tek bir hamlede mucizevi bir şekilde kusursuzluğa ulaştırmak anlamına gelmez. Gerçek strateji ve liderlik, o kriz anında soğukkanlılığını koruyabilmek, duygusal gürültüyü kısmak ve "Şu an kontrol edebileceğim ne var?" sorusunu sorabilmektir. Durumu analiz edip, riskleri bölerek önündeki ilk somut adıma odaklandığında, o güne kadar seni boğan o pasif kaygı atmosferi bir anda dağılır. Dünyanın en iyi planına sahip olsan bile, o planı sahada yürütecek cesaretin ve disiplinin yoksa, o kağıt parçalarının hiçbir değeri kalmaz. Hayat, sadece düşünenleri değil, düşündüğünü kararlılıkla uygulayanları ödüllendirir.
Geriye dönüp baktığımızda bizi biz yapan, o güvenli ve rüzgarsız limanlarda geçirdiğimiz huzurlu günler değildir. Bizi büyüten, zihnimizi keskinleştiren ve geleceğimizi inşa eden anlar; herkesin geri çekildiği, mazeretlerin arkasına saklandığı o en fırtınalı anlarda ayağa kalkıp "Bu durumu ben değiştireceğim" diyebildiğimiz anlardır. Seyirci koltuğunda oturup her şeyin mahvoluşunu izlemek bir seçenektir ama bu seçimin bedeli kendi kaderinin kontrolünü tamamen başkalarına devretmektir. Rotayı elinde tutmak, o sorumluluğun ağırlığını gururla göğüslemek ve her ne pahasına olursa olsun o sahaya inip ilk hamleyi yapmaktır. Çünkü bu hayatta ya kendi çözümlerinin mimarı olursun ya da başkalarının yarattığı sorunların içinde kaybolup gidersin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder